HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
1 sayfadaki 1 sayfası • Paylaş •
HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
(http://www.harrypottercafe.com/forum/harry_potter_hikayeleri/harry_potter_ve_kayip_anahtar_21_bolum_gorev_anket-t15471.0.html Adresinden bunu yazan "su perisi" nin izni ile alınmıştır)
Bu hikayede Harry Potter Karanlık Lordu öldürmüş ve okulundan mezun olup Bakanlık'ta çalışmaya başlamıştır. Hikayede Harry'nin 6 yıl sonra başından geçenler anlatılmaktadır.
Not: Ben bu hikakeyi Harry'nin aşkına dair yazmaya başladım Bana göre Harry'nin hayatındaki kişide en az onun kadar sıradışı olmalıydı. Beğenmeniz ümidiyle...
HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR
1. Bölüm : GARİP BİR DOĞUM GÜNÜ
Anahtarı bul Lütfen anahtarı bul benim için. Ona ihtiyacım var. Lütfen…
Genç adam yatağından sıçrayarak uyandı. Terden sırılsıklam olmuştu ve hala gördüğü rüyanın etkisinde olduğu yerde doğruldu. Kaç aydır bu rüyayı görüyordu. Aynı rüya… Bir genç kız karanlıkta durmuş ona sesleniyordu. Ne olduğunu bile bilmediği bir anahtardan bahsediyor onu bulmasını istiyordu. Komodinin üzerindeki gözlüğünü alıp taktı ve saate baktı. Sabah olmak üzereydi. Yatağından inip sokak lambasının aydınlattığı caddeye baktı. Yine rüyayı düşünmeye başladı. Kimdi o kız o anahtar ne işe yarıyordu açılacak bir kapı mı vardı?
Bu düşüncelerden onu kurtaran gökyüzünde gördüğü 2 küçük hareket eden nesne oldu. Biraz daha dikkatli baktığında bunların 2 baykuş olduğunu gördü ve hemen uzanıp pencereyi açtı.2 baykuşta birer mektupla odanın içine süzüldü. Baykuşlardan adının Pigwidgeon olanı hemen tanıdı. Bu Sirius’un Ron a hediye ettiği kuştu. Hemen 2 mektubu da kuşlardan alıp onları yeniden dışarı salıverdi. Ve ilk mektubu açtı
Selam Harry;
Umarım iyisindir.Bir saat içinde yanında oluruz Görüşmek dileğiyle ..
Ron Hermione Weasley
Harry’nin içi sanki soğuk bir günü dışarıda geçirmiş ve sonra büyük bir bardak dolusu kaymak birası içmiş gibi ısınmıştı. Şimdi evli olan iki yakın arkadaşının doğum gününde yanında olacağından emindi Ama şu ana kadar ona bu konuda hiçbir şey söylememişlerdi. Bir sürpriz miydi diye düşündü. Hemen hazırlanması gerektiğini biliyordu. Hemen dolabının içinden kendine bir kot bir de tişört çekip üstüne geçirdi ve tam aşağı kata inmek için kapıya yönelmişti ki 2. bir mektup olduğunu unutmuştu neredeyse. Mektubu eline alıp incelemeye başladı. Üstünde isim ya da imza yoktu. Biraz ihtiyatla asasını aldı ve üstüne dokunup sihirli kelimeleri söyledi. Ama hiçbir şey olmadı. Mektup aynı hareketsiz haliyle duruyordu. Herhangi bir lanet işareti yoktu. Kendi kendine gülümseyip “Geçen yıllar beni çok mu paranoyaklaştırdı ”diye düşündü bir an .Sonra açıp mektubu okudu...
Merhaba Harry Potter
Yeni yaşını kutlar Ömrünün mutluluk içinde geçmesini dilerim.
J.K.R.
J.K.R Bu da kimdi böyle. Harry düşündü ama aklına bu isimle tanıdığı herhangi biri gelmiyordu. Birden, o düşünürken yarım saatin geçtiğini fark etti. Bu isimsiz gizemli mektubu daha sonra düşünmek üzere komodinin üstüne koydu. Ve odadan çıktı.
Okuldan mezun olduğundan beri yaklaşık 6 yıldır bu evde yaşıyordu. Harry’nin buraya geldiği ilk günden daha iyi durumdaydı Artık eşyaların üzerinde bir karış toz tabakası yoktu. Kullanılamayacak durumda olanlar atılmış yerine daha yenileri konmuştu ama bunların bu eski evde diğer eşyaların yanında sırıttığı da çok açıktı. Pencereler tamir edilmiş kırık camlar büyüyle onarılmıştı.
Mutfağa geçip her zaman orada yatan ev cinine baktı.Harry belki de bu eve en çok yakışan şey bu diye düşündü bir an.Üstüne eskiden olduğu gibi eski bir battaniye yerine daha temiz bir tanesini çekmişti.Harry’nin varlığını fark edince hemen uykusundan bir sihirli alarm sesi duymuş gibi uyanmış ve onun ayaklarına kapanıp “Efendi Harry Potter Kreacher’ı affetsin” diye yalvarmaya başlamıştı..Harry artık buna alışmıştı Cin Harry buraya taşındığından beri onu mutlu etmek için kendini paralarcasına çalışıyor, evin her yerini temizliyor, Harry’nin sevdiği yemekleri yapıyor, onun söylediği her şeyi hiçbir itiraz ifadesi göstermeksizin yerine getiriyor ve üstelik hiç durmadan ona “Başka bir isteğiniz var mı efendi Potter diye yalvaran gözlerle bakıp sorusunu tekrar tekrar yineliyordu.Harry hiç cine bakmadan “Kreacher seni affetmemi istiyorsan yarım saate kadar misafirlerimiz olacak onlara en iyi şekilde hizmet edeceğinden eminim. Hemen hazırlıklara başla” dedi. Kreacher bunu duyar duymaz ”Emredersiniz Efendi Potter “ diyerek olduğu yerden fırlayıp hemen mutfağın köşesindeki bir dolabı karıştırmaya başladı. Harry daha mutfaktan yeni çıkmıştı ki kapının zili çaldı. Kimlerin geldiğini, bildiği için hiç tereddüt etmeden kapıyı açtı ama karşısındaki manzara onu çok şaşırtmıştı.
Karşısında sadece Ron ve Hermione değil Mr ve Mrs Weasley, bütün Weasley kardeşler, Neville, Luna, onun arkasında da el ele tutuşmuş Ginny ve Draco vardı. Pansy’nin olduğunu da son anda fark etmişti Harry. Gülümseyerek ona bakıyorlardı. Harry hemen içeriye aldı hepsini. Tebrikler, kucaklaşmalar derken hepsi salona kurulmuşlardı. Harry bu kadar mutlu bir doğum günü sabahı beklemiyordu. Bütün sevdikleri buradaydı.
Birbirlerine gülümseyen Ron ve Hermione ye baktı düğün törenlerini dün gibi hatırlıyordu 2 sene olmuştu evleneli. Harry Ron un sağdıcı olmuştu En yakın arkadaşlarının düğününü sanki kendi düğünü gibi sahiplenmiş onların mutluluğu kendi mutluluğu olmuştu. “Kendi düğünü nasıl olacaktı?” bu soru ilk defa o gün aklını kurcalamıştı. Bunları düşünürken birden gözleri Draco’yla hararetli bir konuşmaya dalmış olan Ginny’ye takıldı. Aynı alev kızılı saçlar, deniz mavisi gözler… Ama artık Harry onlara arzu ile bakamıyordu. Uzun zaman önce bitmişti.
Aralarında geçen o tutku dolu aşk. Hiç kimse bir gün bunun sonunun geleceğini düşünmemişti, Harry’yi deli gibi seven Ginny bile. Ama bazı şeyler zamanla değişebiliyordu. Bunun en büyük göstergesi Ginny’nin elini hiç bırakmayan Draco’ydu. Ne kadar değişmişti. Artık buz gibi bakan o gözler sıcak birer ateş saçıyordu etrafa. Büyük düellonun olduğu o gün hepsini hayatı değişmişti elbette ama bu üçü için bir dönüm noktası olmuştu.
Ginny, Lastrange ile olan düellosunu annesine bırakınca başka bir ölüm yiyenle mücadeleye girişmiş ama ölüm yiyen onu vurmak üzereyken Draco önüne atlayıp kendisi mücadele etmeye başlamıştı, üstelik bu ölümü pahasına dahi olsa. Bunu gören başta Ginny olmak üzere herkes özellikle de Narcissa ve Lucius şok olmuş oldukları yerde çakılıp kalmışlardı. Bu manzaraya oğlunun bir ölüm yiyenle savaşmasına ve onun ölümle burun buruna olma fikrine daha fazla katlanamayan Narcissa da düelloya dâhil olmuş ve ana oğul onu alt etmişlerdi. Mücadelenin sonunda Ginny Harry e değil onu kurtaran Draco ya koşmuş, bunu neden yaptığını, hayatını neden onun için tehlikeye attığını öğrenmek istemişti Ama genç çocuğun verdiği tek cevap Ginny e olan suçluluk ve birazda istek karışımı dolu bakışı oldu. Genç kız bu gözlerdeki manayı çözmek için verdiği çabayı o kadar ölüm yiyenle savaşırken bile vermemişti. Kendini hiç bu kadar yorgun, bitkin ve çaresiz hissetmemişti. Ama sessizliği bozan Lucias Malfoy olmuştu. “Neden olacak, seni deli gibi seviyor da ondan, kanı bozuk velet.” demişti. Bunun üzerine Ginny ne söyleyeceğini şaşırmış, gerçeğin apaçık bir şekilde ortaya çıkmasını istediği için hem pişman hem de bütün bunların sebebini öğrendiği için mutluluk dolu bir hal almıştı. Olduğu yerden onu annesi çekip almış ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı
Bütün okul o sene durumun olağanüstülüğünden doğru düzgün bir eğitim alamadığı için sene tekrar edilecekti. Ama bu önemli değildi. Her şey bitmişti. Karanlık Lord ölmüş ve tayfası Azkaban’a sürülmüştü. Seçilmiş Çocuk kendisine inananları haksız çıkarmamış ve arkadaşlarının yardımıyla bu işin üstesinden gelmişti.
Okulun son senesinde Harry hiç olmadığı kadar popülerdi. Gerçi buna alışkındı, çünkü okula başladığından beri o, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i ortadan kaldıran çocuk olarak görülmüş ve gittiği her yerde meraklı gözlerin hedefi olmaya alışmıştı. Ama bu seneki geçmiştekinden çok farklıydı Herkes her şeyi gözleriyle görmüş ve onun Karanlık Lord’u öldürdüğüne tanık olmuşlardı. Ama Harry artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.
Geçmişi, çocukluğunu, ilk gençlik dönemini geri getiremezdi ama; bu sene Hogwarts’ta son yılıydı ve bunu dolu dolu yaşamak istiyordu. Sorunsuz, Karanlık Lord’un gölgesini hissetmeden, tıpkı normal sıradan her zaman olmak istediği bir büyücü gibi. .Quidditch takımının başındaydı kaptan olarak ve bu sene de kupayı kaldıran yine onlar olmuştu. Bunun dışında bütün sene FYBS ye hazırlanmışlardı ama Hermione’nin yardımıyla bu sorunun da üstesinden gelmişlerdi O da en yüksek notları alarak dönemini ve okulu birincilikle bitirmişti. Ve mezuniyet günü unutulamazdı: Ellerinde artık büyücü olduklarına dair resmi bir belge vardı. Bu da büyücü dünyasında artık bir iş sahibi olabilmenin kapısını açıyordu.
Ama eksik olan bir şey vardı hayatında, o da aradığı ve birkaç yıl önce Ginny de bulduğunu sandığı aşktı. Elbette okulda onunla çıkmak isteyen bir çok kız vardı; ancak, o kendisi için özel birini arıyordu sanki. O kişinin Ginny olmadığını anladığında da yine bir hayal kırıklığı yaşamış ve o ancak gelip kendisini bulana kadar kalbinin kapılarını kapatmıştı. Bu durumu yaşarken yanında hep Hermione olmuş ve onun kendisine söylediği şu sözü hiç unutmamıştı: “Evet Harry herkes için özel olan birisi vardır. ‘İşte bu benim birlikte olabileceğim dünyadaki tek insan’ dediğin. Ama onun ne zaman karşına çıkacağını sen asla bilemezsin ya da vardır ama göremezsin. Tıpkı ben ve Ron ya da Ginny ve Draco… Sen bugüne kadar birileriyle bazı şeyler yaşadın ama onların senin beklediğin kişi olmadığını anladın. Onu bekle ama kendine de acı çektirme.” Evet, Harry de böyle yapmış okul kapanmadan bir kaç kızla çıkmış ama aradığı şeyi bir türlü bulamamıştı.
Okulun en tuhaf yanı ise artık onunla her gördüğü yerde olay çıkartıp sataşan Draco’nun bir kişilik değiştirme büyüsüne maruz kalmış gibi değişmesiydi. Bunu nedeni elbetteki Ginny ile arasında olanlardı. Harry daha fazla dayanamayarak bunu bir akşam quidditch antrenmanı sonrası Ginny’e açtı.
“Ginny artık aramızda olanların eskisi gibi olmadığını sen de fark etmişsindir.”
“Ben ne söyleyeceğimi bilemiyorum Harry, gerçekten çok üzgünüm.” diyerek başını önüne eğmiş, suç işlemiş çocuklar gibi sessizliğe bürünmüştü.
“Ginny, ikimizde büyüdük ve bazı şeylerin farkındayız. Artık aramızın eskisi gibi olmayacağını sen de biliyorsun ve ben bunun ikimize de zarar vermesinden korkuyorum.”
Ginny nin gözlerini kocaman açıp ondan cevap vermesini beklermiş gibi baktığını görünce ne zamandır dile getirmek istediği şeyi bir anda söyleyivermişti
“Her iki tarafın iyiliği için de ayrılmak en doğrusu.”
Ortalığı bir sessizlik kaplamıştı Tek gelen ses Yasak Ormandaki ağaçların sanki bir şeyi gizlemek için çıkardıkları hışırtıydı. Ne kadar öyle kaldıklarını bilmiyorlardı, ama sessizliği bozan Ginny oldu.
“Haklısın, Harry. Şu andan itibaren sen benim en yakın arkadaşlarımdan birisin. Sanırım sadece ikimiz için değil herkes için en doğrusu da bu.”
Harry daha Ginny cümlesini bitirmeden, “Bu herkesin iyiliği için” kısmıyla onun neyi kastettiğini anlamıştı. Ama önemli değildi. Ginny onun artık arkadaşı, hatta en yakın arkadaşının kardeşi olması dolayısıyla onun da kardeşi olmuştu. Ginny onun yanağına sıcak bir öpücük kondurup uzaklaştığında Harry’nin yapabildiği tek şey arkasından ona mutluluklar dilemekti.
Bunun ardından da her şey büyük bir hızla gelişmiş ve Ginny herkesi büyük şok içinde bırakıp Draco’yla çıkmaya başlamıştı. Buna en sinir olansa Ron’du elbette. Zaman zaman Hermione’nin kızgın eleştirilerine maruz kalsa da kız kardeşini koruma güdüsü baskın çıkıyordu. Hatta birkaç kez Harry e neden onu bıraktığını sorup durmuş, onun Dracoyla birlikte olmasını Harry’nin suçu olarak görmüştü En sonunda bir gün büyük bir kavga patlak vermişti
“Sana kaç kere söylemem gerekiyor Ron, anlamıyor musun? Artık aramızdaki hiçbir şey eskisi gibi değilken nasıl onunla birlikte olmamı beklersin?”
“Sen eğer onu bırakmasaydın, o da gidip kendini Malfoy un kollarına atmazdı.”
Ama bu kez araya giren Hermione olmuştu
“Saçmalama Ron. Ginny koskocaman bir kız ve sen bunu görmezden geliyorsun. Üstelik Ginny kimle isterse onunla birlikte olur. Neden onların birbirlerini sevdiklerini artık kabul etmiyorsun. Harry’yi suçlamaktan vazgeç. Çocukluk ediyorsun.
Bunları duyan Ron iyice çileden çıkmıştı
“Demek ben çocukluk ediyorum, ben hiçbir şeyi anlamıyorum. Siz zaten hep bana karşı tavır alıyorsunuz Hep birlikte olup beni alt etmeye çalışıyorsunuz bıktım artık bundan
O an Harry de Hermione de ne söyleyeceklerini şaşırmışlardı. İkisi de olduğu yerde donup kalmışken sessizliği bozan bir köşede sinip o ana kadar olanları izleyen Ginny’nin feryat dolu çığlığı olmuştu
“Yeter, yeter dedim. Bıktım senin bu tavırlarından, konuşmalarından. Anlamıyorsun değil mi?” Bunları söylerken bir yandan da Ron’un üstüne doğru gelmeye başlamıştı ama ne Harry ne de Hermione ona engel olmuştu Ron’u yakasından tutup olduğu yerde silkelerken.
“Seviyorum onu, seviyoruz birbirimizi. Neden anlamıyorsun? Sırf geçmişte aranız iyi değil diye şimdi de onun kötü olabileceğini ve değişmiş olamayacağını düşünüyorsun?”
Sonunda Ron’un yakasını bırakmış ama gözyaşlarına gömülmüş yüzünü ona dikmiş tehditkâr bakışlarla “Bizi artık rahat bırak” deyip, yatakhaneye giden merdivenlerde ortadan kaybolmuştu. Ama bu çok işe yaramıştı O geceden sonra Ron artık onlar hakkında tek kelime etmemiş, hatta Draco’yla birlikte bir kaç iyi anıları bile olmuştu.
Harry ne olduğunu anlayamadan birden çalan kapının sesiyle irkildi.Böyle bir günde gelen davetsiz misafir de kimdi acaba?
Bu hikayede Harry Potter Karanlık Lordu öldürmüş ve okulundan mezun olup Bakanlık'ta çalışmaya başlamıştır. Hikayede Harry'nin 6 yıl sonra başından geçenler anlatılmaktadır.
Not: Ben bu hikakeyi Harry'nin aşkına dair yazmaya başladım Bana göre Harry'nin hayatındaki kişide en az onun kadar sıradışı olmalıydı. Beğenmeniz ümidiyle...
HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR
1. Bölüm : GARİP BİR DOĞUM GÜNÜ
Anahtarı bul Lütfen anahtarı bul benim için. Ona ihtiyacım var. Lütfen…
Genç adam yatağından sıçrayarak uyandı. Terden sırılsıklam olmuştu ve hala gördüğü rüyanın etkisinde olduğu yerde doğruldu. Kaç aydır bu rüyayı görüyordu. Aynı rüya… Bir genç kız karanlıkta durmuş ona sesleniyordu. Ne olduğunu bile bilmediği bir anahtardan bahsediyor onu bulmasını istiyordu. Komodinin üzerindeki gözlüğünü alıp taktı ve saate baktı. Sabah olmak üzereydi. Yatağından inip sokak lambasının aydınlattığı caddeye baktı. Yine rüyayı düşünmeye başladı. Kimdi o kız o anahtar ne işe yarıyordu açılacak bir kapı mı vardı?
Bu düşüncelerden onu kurtaran gökyüzünde gördüğü 2 küçük hareket eden nesne oldu. Biraz daha dikkatli baktığında bunların 2 baykuş olduğunu gördü ve hemen uzanıp pencereyi açtı.2 baykuşta birer mektupla odanın içine süzüldü. Baykuşlardan adının Pigwidgeon olanı hemen tanıdı. Bu Sirius’un Ron a hediye ettiği kuştu. Hemen 2 mektubu da kuşlardan alıp onları yeniden dışarı salıverdi. Ve ilk mektubu açtı
Selam Harry;
Umarım iyisindir.Bir saat içinde yanında oluruz Görüşmek dileğiyle ..
Ron Hermione Weasley
Harry’nin içi sanki soğuk bir günü dışarıda geçirmiş ve sonra büyük bir bardak dolusu kaymak birası içmiş gibi ısınmıştı. Şimdi evli olan iki yakın arkadaşının doğum gününde yanında olacağından emindi Ama şu ana kadar ona bu konuda hiçbir şey söylememişlerdi. Bir sürpriz miydi diye düşündü. Hemen hazırlanması gerektiğini biliyordu. Hemen dolabının içinden kendine bir kot bir de tişört çekip üstüne geçirdi ve tam aşağı kata inmek için kapıya yönelmişti ki 2. bir mektup olduğunu unutmuştu neredeyse. Mektubu eline alıp incelemeye başladı. Üstünde isim ya da imza yoktu. Biraz ihtiyatla asasını aldı ve üstüne dokunup sihirli kelimeleri söyledi. Ama hiçbir şey olmadı. Mektup aynı hareketsiz haliyle duruyordu. Herhangi bir lanet işareti yoktu. Kendi kendine gülümseyip “Geçen yıllar beni çok mu paranoyaklaştırdı ”diye düşündü bir an .Sonra açıp mektubu okudu...
Merhaba Harry Potter
Yeni yaşını kutlar Ömrünün mutluluk içinde geçmesini dilerim.
J.K.R.
J.K.R Bu da kimdi böyle. Harry düşündü ama aklına bu isimle tanıdığı herhangi biri gelmiyordu. Birden, o düşünürken yarım saatin geçtiğini fark etti. Bu isimsiz gizemli mektubu daha sonra düşünmek üzere komodinin üstüne koydu. Ve odadan çıktı.
Okuldan mezun olduğundan beri yaklaşık 6 yıldır bu evde yaşıyordu. Harry’nin buraya geldiği ilk günden daha iyi durumdaydı Artık eşyaların üzerinde bir karış toz tabakası yoktu. Kullanılamayacak durumda olanlar atılmış yerine daha yenileri konmuştu ama bunların bu eski evde diğer eşyaların yanında sırıttığı da çok açıktı. Pencereler tamir edilmiş kırık camlar büyüyle onarılmıştı.
Mutfağa geçip her zaman orada yatan ev cinine baktı.Harry belki de bu eve en çok yakışan şey bu diye düşündü bir an.Üstüne eskiden olduğu gibi eski bir battaniye yerine daha temiz bir tanesini çekmişti.Harry’nin varlığını fark edince hemen uykusundan bir sihirli alarm sesi duymuş gibi uyanmış ve onun ayaklarına kapanıp “Efendi Harry Potter Kreacher’ı affetsin” diye yalvarmaya başlamıştı..Harry artık buna alışmıştı Cin Harry buraya taşındığından beri onu mutlu etmek için kendini paralarcasına çalışıyor, evin her yerini temizliyor, Harry’nin sevdiği yemekleri yapıyor, onun söylediği her şeyi hiçbir itiraz ifadesi göstermeksizin yerine getiriyor ve üstelik hiç durmadan ona “Başka bir isteğiniz var mı efendi Potter diye yalvaran gözlerle bakıp sorusunu tekrar tekrar yineliyordu.Harry hiç cine bakmadan “Kreacher seni affetmemi istiyorsan yarım saate kadar misafirlerimiz olacak onlara en iyi şekilde hizmet edeceğinden eminim. Hemen hazırlıklara başla” dedi. Kreacher bunu duyar duymaz ”Emredersiniz Efendi Potter “ diyerek olduğu yerden fırlayıp hemen mutfağın köşesindeki bir dolabı karıştırmaya başladı. Harry daha mutfaktan yeni çıkmıştı ki kapının zili çaldı. Kimlerin geldiğini, bildiği için hiç tereddüt etmeden kapıyı açtı ama karşısındaki manzara onu çok şaşırtmıştı.
Karşısında sadece Ron ve Hermione değil Mr ve Mrs Weasley, bütün Weasley kardeşler, Neville, Luna, onun arkasında da el ele tutuşmuş Ginny ve Draco vardı. Pansy’nin olduğunu da son anda fark etmişti Harry. Gülümseyerek ona bakıyorlardı. Harry hemen içeriye aldı hepsini. Tebrikler, kucaklaşmalar derken hepsi salona kurulmuşlardı. Harry bu kadar mutlu bir doğum günü sabahı beklemiyordu. Bütün sevdikleri buradaydı.
Birbirlerine gülümseyen Ron ve Hermione ye baktı düğün törenlerini dün gibi hatırlıyordu 2 sene olmuştu evleneli. Harry Ron un sağdıcı olmuştu En yakın arkadaşlarının düğününü sanki kendi düğünü gibi sahiplenmiş onların mutluluğu kendi mutluluğu olmuştu. “Kendi düğünü nasıl olacaktı?” bu soru ilk defa o gün aklını kurcalamıştı. Bunları düşünürken birden gözleri Draco’yla hararetli bir konuşmaya dalmış olan Ginny’ye takıldı. Aynı alev kızılı saçlar, deniz mavisi gözler… Ama artık Harry onlara arzu ile bakamıyordu. Uzun zaman önce bitmişti.
Aralarında geçen o tutku dolu aşk. Hiç kimse bir gün bunun sonunun geleceğini düşünmemişti, Harry’yi deli gibi seven Ginny bile. Ama bazı şeyler zamanla değişebiliyordu. Bunun en büyük göstergesi Ginny’nin elini hiç bırakmayan Draco’ydu. Ne kadar değişmişti. Artık buz gibi bakan o gözler sıcak birer ateş saçıyordu etrafa. Büyük düellonun olduğu o gün hepsini hayatı değişmişti elbette ama bu üçü için bir dönüm noktası olmuştu.
Ginny, Lastrange ile olan düellosunu annesine bırakınca başka bir ölüm yiyenle mücadeleye girişmiş ama ölüm yiyen onu vurmak üzereyken Draco önüne atlayıp kendisi mücadele etmeye başlamıştı, üstelik bu ölümü pahasına dahi olsa. Bunu gören başta Ginny olmak üzere herkes özellikle de Narcissa ve Lucius şok olmuş oldukları yerde çakılıp kalmışlardı. Bu manzaraya oğlunun bir ölüm yiyenle savaşmasına ve onun ölümle burun buruna olma fikrine daha fazla katlanamayan Narcissa da düelloya dâhil olmuş ve ana oğul onu alt etmişlerdi. Mücadelenin sonunda Ginny Harry e değil onu kurtaran Draco ya koşmuş, bunu neden yaptığını, hayatını neden onun için tehlikeye attığını öğrenmek istemişti Ama genç çocuğun verdiği tek cevap Ginny e olan suçluluk ve birazda istek karışımı dolu bakışı oldu. Genç kız bu gözlerdeki manayı çözmek için verdiği çabayı o kadar ölüm yiyenle savaşırken bile vermemişti. Kendini hiç bu kadar yorgun, bitkin ve çaresiz hissetmemişti. Ama sessizliği bozan Lucias Malfoy olmuştu. “Neden olacak, seni deli gibi seviyor da ondan, kanı bozuk velet.” demişti. Bunun üzerine Ginny ne söyleyeceğini şaşırmış, gerçeğin apaçık bir şekilde ortaya çıkmasını istediği için hem pişman hem de bütün bunların sebebini öğrendiği için mutluluk dolu bir hal almıştı. Olduğu yerden onu annesi çekip almış ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı
Bütün okul o sene durumun olağanüstülüğünden doğru düzgün bir eğitim alamadığı için sene tekrar edilecekti. Ama bu önemli değildi. Her şey bitmişti. Karanlık Lord ölmüş ve tayfası Azkaban’a sürülmüştü. Seçilmiş Çocuk kendisine inananları haksız çıkarmamış ve arkadaşlarının yardımıyla bu işin üstesinden gelmişti.
Okulun son senesinde Harry hiç olmadığı kadar popülerdi. Gerçi buna alışkındı, çünkü okula başladığından beri o, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i ortadan kaldıran çocuk olarak görülmüş ve gittiği her yerde meraklı gözlerin hedefi olmaya alışmıştı. Ama bu seneki geçmiştekinden çok farklıydı Herkes her şeyi gözleriyle görmüş ve onun Karanlık Lord’u öldürdüğüne tanık olmuşlardı. Ama Harry artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.
Geçmişi, çocukluğunu, ilk gençlik dönemini geri getiremezdi ama; bu sene Hogwarts’ta son yılıydı ve bunu dolu dolu yaşamak istiyordu. Sorunsuz, Karanlık Lord’un gölgesini hissetmeden, tıpkı normal sıradan her zaman olmak istediği bir büyücü gibi. .Quidditch takımının başındaydı kaptan olarak ve bu sene de kupayı kaldıran yine onlar olmuştu. Bunun dışında bütün sene FYBS ye hazırlanmışlardı ama Hermione’nin yardımıyla bu sorunun da üstesinden gelmişlerdi O da en yüksek notları alarak dönemini ve okulu birincilikle bitirmişti. Ve mezuniyet günü unutulamazdı: Ellerinde artık büyücü olduklarına dair resmi bir belge vardı. Bu da büyücü dünyasında artık bir iş sahibi olabilmenin kapısını açıyordu.
Ama eksik olan bir şey vardı hayatında, o da aradığı ve birkaç yıl önce Ginny de bulduğunu sandığı aşktı. Elbette okulda onunla çıkmak isteyen bir çok kız vardı; ancak, o kendisi için özel birini arıyordu sanki. O kişinin Ginny olmadığını anladığında da yine bir hayal kırıklığı yaşamış ve o ancak gelip kendisini bulana kadar kalbinin kapılarını kapatmıştı. Bu durumu yaşarken yanında hep Hermione olmuş ve onun kendisine söylediği şu sözü hiç unutmamıştı: “Evet Harry herkes için özel olan birisi vardır. ‘İşte bu benim birlikte olabileceğim dünyadaki tek insan’ dediğin. Ama onun ne zaman karşına çıkacağını sen asla bilemezsin ya da vardır ama göremezsin. Tıpkı ben ve Ron ya da Ginny ve Draco… Sen bugüne kadar birileriyle bazı şeyler yaşadın ama onların senin beklediğin kişi olmadığını anladın. Onu bekle ama kendine de acı çektirme.” Evet, Harry de böyle yapmış okul kapanmadan bir kaç kızla çıkmış ama aradığı şeyi bir türlü bulamamıştı.
Okulun en tuhaf yanı ise artık onunla her gördüğü yerde olay çıkartıp sataşan Draco’nun bir kişilik değiştirme büyüsüne maruz kalmış gibi değişmesiydi. Bunu nedeni elbetteki Ginny ile arasında olanlardı. Harry daha fazla dayanamayarak bunu bir akşam quidditch antrenmanı sonrası Ginny’e açtı.
“Ginny artık aramızda olanların eskisi gibi olmadığını sen de fark etmişsindir.”
“Ben ne söyleyeceğimi bilemiyorum Harry, gerçekten çok üzgünüm.” diyerek başını önüne eğmiş, suç işlemiş çocuklar gibi sessizliğe bürünmüştü.
“Ginny, ikimizde büyüdük ve bazı şeylerin farkındayız. Artık aramızın eskisi gibi olmayacağını sen de biliyorsun ve ben bunun ikimize de zarar vermesinden korkuyorum.”
Ginny nin gözlerini kocaman açıp ondan cevap vermesini beklermiş gibi baktığını görünce ne zamandır dile getirmek istediği şeyi bir anda söyleyivermişti
“Her iki tarafın iyiliği için de ayrılmak en doğrusu.”
Ortalığı bir sessizlik kaplamıştı Tek gelen ses Yasak Ormandaki ağaçların sanki bir şeyi gizlemek için çıkardıkları hışırtıydı. Ne kadar öyle kaldıklarını bilmiyorlardı, ama sessizliği bozan Ginny oldu.
“Haklısın, Harry. Şu andan itibaren sen benim en yakın arkadaşlarımdan birisin. Sanırım sadece ikimiz için değil herkes için en doğrusu da bu.”
Harry daha Ginny cümlesini bitirmeden, “Bu herkesin iyiliği için” kısmıyla onun neyi kastettiğini anlamıştı. Ama önemli değildi. Ginny onun artık arkadaşı, hatta en yakın arkadaşının kardeşi olması dolayısıyla onun da kardeşi olmuştu. Ginny onun yanağına sıcak bir öpücük kondurup uzaklaştığında Harry’nin yapabildiği tek şey arkasından ona mutluluklar dilemekti.
Bunun ardından da her şey büyük bir hızla gelişmiş ve Ginny herkesi büyük şok içinde bırakıp Draco’yla çıkmaya başlamıştı. Buna en sinir olansa Ron’du elbette. Zaman zaman Hermione’nin kızgın eleştirilerine maruz kalsa da kız kardeşini koruma güdüsü baskın çıkıyordu. Hatta birkaç kez Harry e neden onu bıraktığını sorup durmuş, onun Dracoyla birlikte olmasını Harry’nin suçu olarak görmüştü En sonunda bir gün büyük bir kavga patlak vermişti
“Sana kaç kere söylemem gerekiyor Ron, anlamıyor musun? Artık aramızdaki hiçbir şey eskisi gibi değilken nasıl onunla birlikte olmamı beklersin?”
“Sen eğer onu bırakmasaydın, o da gidip kendini Malfoy un kollarına atmazdı.”
Ama bu kez araya giren Hermione olmuştu
“Saçmalama Ron. Ginny koskocaman bir kız ve sen bunu görmezden geliyorsun. Üstelik Ginny kimle isterse onunla birlikte olur. Neden onların birbirlerini sevdiklerini artık kabul etmiyorsun. Harry’yi suçlamaktan vazgeç. Çocukluk ediyorsun.
Bunları duyan Ron iyice çileden çıkmıştı
“Demek ben çocukluk ediyorum, ben hiçbir şeyi anlamıyorum. Siz zaten hep bana karşı tavır alıyorsunuz Hep birlikte olup beni alt etmeye çalışıyorsunuz bıktım artık bundan
O an Harry de Hermione de ne söyleyeceklerini şaşırmışlardı. İkisi de olduğu yerde donup kalmışken sessizliği bozan bir köşede sinip o ana kadar olanları izleyen Ginny’nin feryat dolu çığlığı olmuştu
“Yeter, yeter dedim. Bıktım senin bu tavırlarından, konuşmalarından. Anlamıyorsun değil mi?” Bunları söylerken bir yandan da Ron’un üstüne doğru gelmeye başlamıştı ama ne Harry ne de Hermione ona engel olmuştu Ron’u yakasından tutup olduğu yerde silkelerken.
“Seviyorum onu, seviyoruz birbirimizi. Neden anlamıyorsun? Sırf geçmişte aranız iyi değil diye şimdi de onun kötü olabileceğini ve değişmiş olamayacağını düşünüyorsun?”
Sonunda Ron’un yakasını bırakmış ama gözyaşlarına gömülmüş yüzünü ona dikmiş tehditkâr bakışlarla “Bizi artık rahat bırak” deyip, yatakhaneye giden merdivenlerde ortadan kaybolmuştu. Ama bu çok işe yaramıştı O geceden sonra Ron artık onlar hakkında tek kelime etmemiş, hatta Draco’yla birlikte bir kaç iyi anıları bile olmuştu.
Harry ne olduğunu anlayamadan birden çalan kapının sesiyle irkildi.Böyle bir günde gelen davetsiz misafir de kimdi acaba?
_________________

kendi yapımım (ç)almayın EMEĞE SAYGI
Bi Bak Noolduunu Annarsın

SIRIUSBLACK- moderatör

-
Mesaj Sayısı: 836
Yaş: 16
Nerden: BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Kayıt tarihi: 26/07/08

Geri: HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
sırıus biraz uzundu ama süperdi 
davetsiz misafiri merak ediyorum
davetsiz misafiri merak ediyorum

Getlow_onur- School teacher

-
Mesaj Sayısı: 513
Yaş: 19
Nerden: Eskişehir
Kayıt tarihi: 07/08/08
Geri: HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
valla ben bunu uzun zaman önce okumuştum 12. bölümde bırakmıştım şimdi Geçmiş Bazen Acıtır için izin almaya çalışıom
_________________

kendi yapımım (ç)almayın EMEĞE SAYGI
Bi Bak Noolduunu Annarsın

SIRIUSBLACK- moderatör

-
Mesaj Sayısı: 836
Yaş: 16
Nerden: BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Kayıt tarihi: 26/07/08

Geri: HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
[ardarda 2 bölüm birden (cnbc-e gibi oldu)]
2. Bölüm : DAVETSİZ MİSAFİR
“Buyurun efendim. Eminim efendi Potter sizi böyle bir günde burada yanında görmekten büyük mutluluk duyacaktır.”
Harry kapı açılıp karşısında Hogwarts’ta öğretmeni olan ve şimdi de 6 yıldır müdireliğini yapan Profesör McGonagall’ ı gördüğünde, Kreacher’ın dediği gibi kendini çok mutlu hissetmiş miydi bu tartışılırdı ama; emin olduğu bir şey varsa o da çok şaşırdığıydı. Etrafındaki fısıldaşmalara bakılırsa diğerleri de en az onun kadar şaşkındı. Şimdi kafasında bir sürü soru dönüp duruyordu. Acaba bir sorun mu vardı? Beklenmedik bir olay mı gerçekleşmişti? McGonagall’ın burada ne işi vardı? Daha onun kafasında bunlar dönüp dururken sanki profesör onu duymuş gibi söze girmişti.
“Merhaba Potter. Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi? Bu arada doğum günün kutlu olsun.
Bunları söylerken gözleri bir yandan da odada bulunan diğerlerinde ve masada bulunan büyük pastaya ilişmişti.
“Siz de bize katılmak istemez misiniz profesör?”
Hermione profesöre yavaşça yaklaşmış, onu kapıdan uzaklaştırıp salonun orta kısmına diğerlerinin yanına getirmişti.
“Aslında burada fazla oyalanmayı düşünmüyordum. Ancak bu, durumu biraz değiştirebilir.” dedi büyük snicht şeklinde pastayı göstererek.
Herkes gülümsemişti. Pastayı kesip hediyelerini Harry’ye sundular. Harry her anını dolu dolu yaşamak istediği dostlarıyla birlikte olduğu şu dakikaların bir an önce bitmesini isteyebileceğini hiç düşünmemişti ama profesörün neden buraya, evine kadar geldiğini de çok merak etmişti. Profesör pastasını bitirip Harry’e baktığında konuşma zamanının geldiğini anladı. Düşünmekten yiyemediği, daha yarısı duran lezzetli pastasını öylece masaya bırakıp ayağa kalktı ve profesörle birlikte boş olan karşı odaya geçti.
“Evet profesör, sizi dinliyorum. Gerçekten buraya kadar geldiğinize göre konu oldukça mühim olmalı.”
Harry, McGonagall daha bir şey söylemeden direk konuya girmişti Doğrusu profesöründe bunu istediğinden emindi.
“Doğruyu söylemeliyim ki Potter, aslında buraya sana bir teklifte bulunmaya geldim.
Harry gerçekten çok şaşırmıştı Bu nasıl bir teklif olabilirdi ki?
“Evet, gerçekten şaşırmış olmalısın, Harry. Ama şunu söylemeliyim ki teklifimin gerçekten senin çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Daha doğrusu bunu düşünen Albus’tu.
“Profesör Dumbledore mu?”
Harry neler olduğunu anlayamıyordu.
“Evet, burada olmamı asıl isteyen Albus’tu. Bunun gerçekten senin çok hoşuna gideceğini düşünüyor, yani ona göre senin asıl evin ya da ev olarak gördüğün tek yer Hogwarts’mış.”
“Evet, bu doğru.” dedi Harry hemen.
Söylediği gibi doğruydu. Harry ne zamandır bu evde yaşasa da, yeri geldiğinde buraya evim dese de, kendini evi gibi tek rahat hissettiği yer elbette ki onu Dursleyler’den kurtaran ve arkadaşlarıyla birlikte 7 muhteşem yıl geçirdiği Hogwarts’tı.
“O zaman bu teklifimi reddetmeyeceğini düşünüyorum, Harry.”
Harry artık bir şey söylemiyor onun devam etmesini bekliyordu.
Evet, Harry. Eğer sen de istersen, Hogwarts’ın bütün öğretmenleri ve öğrencileri seni bir öğretmen olarak aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.
Harry gerçekten çok şaşırmıştı Bunu hiç beklemiyordu. Onun aslında bir mesleği vardı, Seherbazlık. Ki Profesör McGonagall da bunu çok iyi biliyordu. Bir ölüm yiyen onun için en uygun mesleğin bu olduğunu söylediğinden beri yapmayı istediği tek şey buydu ve istediğine de ulaşmıştı. Okuldan mezun olduktan sonra bakanlığa başvurmuş, onlar da başvurusunu büyük bir memnuniyetle kabul etmişlerdi Eğitim dönemini de başarıyla atlatmış, çok iyi ve bu konuda oldukça deneyimli bir seherbaz olmuştu. İşini de gerçekten çok seviyor ve bunu yaparken mutluluk duyuyordu. Ancak eskisi gibi ortalıkta pek kara büyücü yoktu. Bu onu sevindiriyor ancak işinin de sıradanlaşmasına engel olamıyordu.
“Biliyorsunuz ki profesör, ben bir seherbazım, bir mesleğim var.
Bunu söylerken profesörün kabul edercesine yavaşça başını salladığını görmüştü. Konuşmasına devam etti:
“Peki, beni hangi derse hocalık yapmak için bekliyorsunuz, Proseför?
“Bu teklifime sıcak baktığını mı gösteriyor?
“Evet, haklısınız. Söylediğiniz gibi, Hogwarts benim için bugüne kadar ve bugünden sonra da gerçek bir yuva olmuştur ve iş teklifinizi göz ardı ettiğim söylenemez. Ancak beni de Muggle Araştırmaları için düşünmüyorsunuzdur herhalde?
Harry duyduğuna göre Hogwarts’ta bu sene tam 4 derste öğretmen açığı vardı ve bu okulun yeni eğitim dönemi için büyük bir sorundu.
---Ah, elbette ki hayır, Potter. Aslında o ders içinde çok uygun bir konumda olduğunu söylemeliyim, mugglelar tarafından büyütülmüş olmadan dolayı. Ama bizim seni düşündüğümüz asıl pozisyon, elbette ki Karanlık Sanatlara Karşı Savunma. Aksini düşünemezdik bile
“Ama profesör, siz de bilirsiniz ki o ders lanetli. Gelen bir öğretmen bir seneden fazla dayanamıyor ve sene sonunda bir uzvumu kaybetmek istemem.”
“Ah, elbette ki kaybetmeyeceksin, Potter. 6 yıldır bu dersi veren Manior bu sene emekliye ayrılmak istemese bu teklifle burada bulunmazdım Bu arada o sadece yaşı nedeniyle, sadece biraz dinlenmek istediği için emekliye ayrıldı.
Harry bunları düşündü Gerçekten Hogwarts’ta 7. sınıfta kendisine de ders veren Manior Mantonia’nın 6 yıldır bu dersi vermeye devam ettiğini duymuştu ama nasıl oluyordu da lanet ona işlememişti.
“Albus’sun söylediğine göre bu lanet, yapanı öldüğünde etkisi ortadan kalkan türdenmiş. Ve bu da gösteriyor ki, sanırım lanetleyenin sonunun ne olduğu belli.”
Profesörün söylediği mantıklıydı. Dersin verilmesini engellediği için Dumbledore’a kızıp bu dersi lanetleyen Voldemort öleli 6 yıl olmuştu ve 6 seneden beri bu dersin öğretmenliğini bir tek kişi sürdürmüştü.
“Evet, haklı olabilirsiniz, Profesör. Ancak neden ben? Benden çok daha deneyimli birini bulabilirdiniz bu iş için. Yaşım itibari ile çok genç olduğumu düşünmediniz mi hiç?
Harry, Voldemort okuldan mezun olduktan sonra okula bu derse hocalık yapmak için başvurduğunu, fakat yaşı çok genç olduğu için o zamanlar müdür olan Profesör Dippet tarafından reddedildiğini hatırlıyordu.
“Elbette yaş faktörünü de düşündük. Fakat senin yaşında olup, senin kadar bu konuda deneyimli ve bilgili birini bulamadık. Üstelik Seçilmiş Çocuğu, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i öldüren büyücüyü okulumuzda öğretmen olarak görmek, öğrencilerimiz içinde büyük bir şans olacak. Dahası yaşıt olarak orada yalnız da olmayacaksın. Profesör Neville de seninle birlikte orada bulunmaktan mutluluk duyacaktır. Yoksa sen aynı şekilde düşünmüyor musun?
“Neville, o da mı okulda olacak.” dedi kendini tutamayarak.
.
“Ah, evet öyle ,Potter. Longbottom ona sunduğum teklifi seve seve kabul etti. Hogwarts’ta bir öğretmen olarak bulunmaktan gurur duyacağını söyledi.
Harry’den cevap gelmediğini görünce devam etti:
“Üstelik okulda alınan karara göre artık daha genç büyücülere şans vermek istiyoruz. Onların öğrencilerle ilişkilerinin daha etkili, daha yakın olduğunu düşünüyoruz, daha doğrusu Albus bunun öğrenciler için daha kaliteli olacağını söyledi.
Harry 7 yıldır bir tabloda olsa da Profesör Dumbledore’un Hogwarts’ı çok güzel bir şekilde yönettiğini görünce gülümsemeden edemedi.
“Sanırım teklifim hoşuna gitti.”
Harry’nin düşünceleri bir an başka yöne kaysa da dikkatini toplamayı çabuk başardı ve McGonagall’ın söylediklerini düşündü tekrar.
Harry her ne kadar böbürlenmeyi sevmeyen biri de olsa McGonagall’ın onun hakkında söyledikleri gerçekten doğruydu. Harry Voldemort ve ölüm yiyenleri ile defalarca karşılaşmıştı ve seherbazlık eğitimi de bu bildikleri üzerine daha fazlasını katmıştı kuşkusuz. Sonra aklına Dumbledore’un bir gün kendisine söylediği şu söz geldi “Önderlikten çok daha iyi yapabildiğim bir şey varsa, o da eğitimciliğimdi. Bende bunu yapmayı seçip Hogwarts’a geldim ve o günden beri kendimi küçük yetenekleri yetiştirmeye adadım.”
Harry hiçbir zaman önder olmak istememiş, ama kendini hep önde savaşırken bulmuştu. Tıpkı Dumbledore’un dediği gibi, önderlik ancak onu istemeyenlerin oluyordu.
Eğer öğretmen olursa yine bütün gözler okulda kendine dönecekti ki bu da istediği en son şeydi. Seherbazlık mesleğini düşündü sonra, hayatında yapmak istediği tek meslek ve şu an sahip olduğu ve severek yaptığı işi. Ancak bakanlıkta da durum pek farklı değildi. Onu gören her yaştan büyücü en azından gözünü bir defa dikip bakmadan yanından geçmiyorlardı.
Yavaşça ayağa kalktı:
“Sanırım kararımı verdim, Profesör.”
2. Bölüm : DAVETSİZ MİSAFİR
“Buyurun efendim. Eminim efendi Potter sizi böyle bir günde burada yanında görmekten büyük mutluluk duyacaktır.”
Harry kapı açılıp karşısında Hogwarts’ta öğretmeni olan ve şimdi de 6 yıldır müdireliğini yapan Profesör McGonagall’ ı gördüğünde, Kreacher’ın dediği gibi kendini çok mutlu hissetmiş miydi bu tartışılırdı ama; emin olduğu bir şey varsa o da çok şaşırdığıydı. Etrafındaki fısıldaşmalara bakılırsa diğerleri de en az onun kadar şaşkındı. Şimdi kafasında bir sürü soru dönüp duruyordu. Acaba bir sorun mu vardı? Beklenmedik bir olay mı gerçekleşmişti? McGonagall’ın burada ne işi vardı? Daha onun kafasında bunlar dönüp dururken sanki profesör onu duymuş gibi söze girmişti.
“Merhaba Potter. Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi? Bu arada doğum günün kutlu olsun.
Bunları söylerken gözleri bir yandan da odada bulunan diğerlerinde ve masada bulunan büyük pastaya ilişmişti.
“Siz de bize katılmak istemez misiniz profesör?”
Hermione profesöre yavaşça yaklaşmış, onu kapıdan uzaklaştırıp salonun orta kısmına diğerlerinin yanına getirmişti.
“Aslında burada fazla oyalanmayı düşünmüyordum. Ancak bu, durumu biraz değiştirebilir.” dedi büyük snicht şeklinde pastayı göstererek.
Herkes gülümsemişti. Pastayı kesip hediyelerini Harry’ye sundular. Harry her anını dolu dolu yaşamak istediği dostlarıyla birlikte olduğu şu dakikaların bir an önce bitmesini isteyebileceğini hiç düşünmemişti ama profesörün neden buraya, evine kadar geldiğini de çok merak etmişti. Profesör pastasını bitirip Harry’e baktığında konuşma zamanının geldiğini anladı. Düşünmekten yiyemediği, daha yarısı duran lezzetli pastasını öylece masaya bırakıp ayağa kalktı ve profesörle birlikte boş olan karşı odaya geçti.
“Evet profesör, sizi dinliyorum. Gerçekten buraya kadar geldiğinize göre konu oldukça mühim olmalı.”
Harry, McGonagall daha bir şey söylemeden direk konuya girmişti Doğrusu profesöründe bunu istediğinden emindi.
“Doğruyu söylemeliyim ki Potter, aslında buraya sana bir teklifte bulunmaya geldim.
Harry gerçekten çok şaşırmıştı Bu nasıl bir teklif olabilirdi ki?
“Evet, gerçekten şaşırmış olmalısın, Harry. Ama şunu söylemeliyim ki teklifimin gerçekten senin çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Daha doğrusu bunu düşünen Albus’tu.
“Profesör Dumbledore mu?”
Harry neler olduğunu anlayamıyordu.
“Evet, burada olmamı asıl isteyen Albus’tu. Bunun gerçekten senin çok hoşuna gideceğini düşünüyor, yani ona göre senin asıl evin ya da ev olarak gördüğün tek yer Hogwarts’mış.”
“Evet, bu doğru.” dedi Harry hemen.
Söylediği gibi doğruydu. Harry ne zamandır bu evde yaşasa da, yeri geldiğinde buraya evim dese de, kendini evi gibi tek rahat hissettiği yer elbette ki onu Dursleyler’den kurtaran ve arkadaşlarıyla birlikte 7 muhteşem yıl geçirdiği Hogwarts’tı.
“O zaman bu teklifimi reddetmeyeceğini düşünüyorum, Harry.”
Harry artık bir şey söylemiyor onun devam etmesini bekliyordu.
Evet, Harry. Eğer sen de istersen, Hogwarts’ın bütün öğretmenleri ve öğrencileri seni bir öğretmen olarak aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.
Harry gerçekten çok şaşırmıştı Bunu hiç beklemiyordu. Onun aslında bir mesleği vardı, Seherbazlık. Ki Profesör McGonagall da bunu çok iyi biliyordu. Bir ölüm yiyen onun için en uygun mesleğin bu olduğunu söylediğinden beri yapmayı istediği tek şey buydu ve istediğine de ulaşmıştı. Okuldan mezun olduktan sonra bakanlığa başvurmuş, onlar da başvurusunu büyük bir memnuniyetle kabul etmişlerdi Eğitim dönemini de başarıyla atlatmış, çok iyi ve bu konuda oldukça deneyimli bir seherbaz olmuştu. İşini de gerçekten çok seviyor ve bunu yaparken mutluluk duyuyordu. Ancak eskisi gibi ortalıkta pek kara büyücü yoktu. Bu onu sevindiriyor ancak işinin de sıradanlaşmasına engel olamıyordu.
“Biliyorsunuz ki profesör, ben bir seherbazım, bir mesleğim var.
Bunu söylerken profesörün kabul edercesine yavaşça başını salladığını görmüştü. Konuşmasına devam etti:
“Peki, beni hangi derse hocalık yapmak için bekliyorsunuz, Proseför?
“Bu teklifime sıcak baktığını mı gösteriyor?
“Evet, haklısınız. Söylediğiniz gibi, Hogwarts benim için bugüne kadar ve bugünden sonra da gerçek bir yuva olmuştur ve iş teklifinizi göz ardı ettiğim söylenemez. Ancak beni de Muggle Araştırmaları için düşünmüyorsunuzdur herhalde?
Harry duyduğuna göre Hogwarts’ta bu sene tam 4 derste öğretmen açığı vardı ve bu okulun yeni eğitim dönemi için büyük bir sorundu.
---Ah, elbette ki hayır, Potter. Aslında o ders içinde çok uygun bir konumda olduğunu söylemeliyim, mugglelar tarafından büyütülmüş olmadan dolayı. Ama bizim seni düşündüğümüz asıl pozisyon, elbette ki Karanlık Sanatlara Karşı Savunma. Aksini düşünemezdik bile
“Ama profesör, siz de bilirsiniz ki o ders lanetli. Gelen bir öğretmen bir seneden fazla dayanamıyor ve sene sonunda bir uzvumu kaybetmek istemem.”
“Ah, elbette ki kaybetmeyeceksin, Potter. 6 yıldır bu dersi veren Manior bu sene emekliye ayrılmak istemese bu teklifle burada bulunmazdım Bu arada o sadece yaşı nedeniyle, sadece biraz dinlenmek istediği için emekliye ayrıldı.
Harry bunları düşündü Gerçekten Hogwarts’ta 7. sınıfta kendisine de ders veren Manior Mantonia’nın 6 yıldır bu dersi vermeye devam ettiğini duymuştu ama nasıl oluyordu da lanet ona işlememişti.
“Albus’sun söylediğine göre bu lanet, yapanı öldüğünde etkisi ortadan kalkan türdenmiş. Ve bu da gösteriyor ki, sanırım lanetleyenin sonunun ne olduğu belli.”
Profesörün söylediği mantıklıydı. Dersin verilmesini engellediği için Dumbledore’a kızıp bu dersi lanetleyen Voldemort öleli 6 yıl olmuştu ve 6 seneden beri bu dersin öğretmenliğini bir tek kişi sürdürmüştü.
“Evet, haklı olabilirsiniz, Profesör. Ancak neden ben? Benden çok daha deneyimli birini bulabilirdiniz bu iş için. Yaşım itibari ile çok genç olduğumu düşünmediniz mi hiç?
Harry, Voldemort okuldan mezun olduktan sonra okula bu derse hocalık yapmak için başvurduğunu, fakat yaşı çok genç olduğu için o zamanlar müdür olan Profesör Dippet tarafından reddedildiğini hatırlıyordu.
“Elbette yaş faktörünü de düşündük. Fakat senin yaşında olup, senin kadar bu konuda deneyimli ve bilgili birini bulamadık. Üstelik Seçilmiş Çocuğu, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i öldüren büyücüyü okulumuzda öğretmen olarak görmek, öğrencilerimiz içinde büyük bir şans olacak. Dahası yaşıt olarak orada yalnız da olmayacaksın. Profesör Neville de seninle birlikte orada bulunmaktan mutluluk duyacaktır. Yoksa sen aynı şekilde düşünmüyor musun?
“Neville, o da mı okulda olacak.” dedi kendini tutamayarak.
.
“Ah, evet öyle ,Potter. Longbottom ona sunduğum teklifi seve seve kabul etti. Hogwarts’ta bir öğretmen olarak bulunmaktan gurur duyacağını söyledi.
Harry’den cevap gelmediğini görünce devam etti:
“Üstelik okulda alınan karara göre artık daha genç büyücülere şans vermek istiyoruz. Onların öğrencilerle ilişkilerinin daha etkili, daha yakın olduğunu düşünüyoruz, daha doğrusu Albus bunun öğrenciler için daha kaliteli olacağını söyledi.
Harry 7 yıldır bir tabloda olsa da Profesör Dumbledore’un Hogwarts’ı çok güzel bir şekilde yönettiğini görünce gülümsemeden edemedi.
“Sanırım teklifim hoşuna gitti.”
Harry’nin düşünceleri bir an başka yöne kaysa da dikkatini toplamayı çabuk başardı ve McGonagall’ın söylediklerini düşündü tekrar.
Harry her ne kadar böbürlenmeyi sevmeyen biri de olsa McGonagall’ın onun hakkında söyledikleri gerçekten doğruydu. Harry Voldemort ve ölüm yiyenleri ile defalarca karşılaşmıştı ve seherbazlık eğitimi de bu bildikleri üzerine daha fazlasını katmıştı kuşkusuz. Sonra aklına Dumbledore’un bir gün kendisine söylediği şu söz geldi “Önderlikten çok daha iyi yapabildiğim bir şey varsa, o da eğitimciliğimdi. Bende bunu yapmayı seçip Hogwarts’a geldim ve o günden beri kendimi küçük yetenekleri yetiştirmeye adadım.”
Harry hiçbir zaman önder olmak istememiş, ama kendini hep önde savaşırken bulmuştu. Tıpkı Dumbledore’un dediği gibi, önderlik ancak onu istemeyenlerin oluyordu.
Eğer öğretmen olursa yine bütün gözler okulda kendine dönecekti ki bu da istediği en son şeydi. Seherbazlık mesleğini düşündü sonra, hayatında yapmak istediği tek meslek ve şu an sahip olduğu ve severek yaptığı işi. Ancak bakanlıkta da durum pek farklı değildi. Onu gören her yaştan büyücü en azından gözünü bir defa dikip bakmadan yanından geçmiyorlardı.
Yavaşça ayağa kalktı:
“Sanırım kararımı verdim, Profesör.”
_________________

kendi yapımım (ç)almayın EMEĞE SAYGI
Bi Bak Noolduunu Annarsın

SIRIUSBLACK- moderatör

-
Mesaj Sayısı: 836
Yaş: 16
Nerden: BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Kayıt tarihi: 26/07/08

Geri: HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
3. Bölüm : YALNIZ GENÇ KIZ
“Hogwarts’ta öğretmenlik yapmak mı? Harry, bence bu harika! Küçük yetenekleri yetiştirmek… Bu gerçekten kulağa çok hoş geliyor.” demişti Hermione, yüzünde kocaman bir gülümseme ile. Harry doğru bir karar verip vermediği konusunda hayli düşünceliyken bu sözler yüreğine su serpmişti.
“Teşekkürler Hermione oraya dönmek çok iyi olacak-”
“Hogwarts senin yuvan. Evet biliyoruz Harry. Tekrar tekrar söylemene gerek yok.” demişti Hemione, daha Harry sözünü bitiremeden yüzünde muzip bir gülümsemeyle Harry’nin sesini taklit ederek.
Kararını söyledikten sonra McGonagall oldukça memnun bir şekilde kimseye haber vermeden oradan ayrılmış, diğerlerinin yanına dönen Harry de arkadaşlarına bir işaret edip her şeyi sonra konuşmak üzere kendisi için olan partiye kaldığı yerden katılmıştı.
“Ne oldu Ron, sen pek mutlu olmamış gibisin. Yoksa sen de benim gibi düşünmüyor musun?”
“Hayır elbette bu bence de çok iyi bir fikir Hermione. Yalnız aklıma takılan biz orada olmayacağız. O kadar yıldan sonra Harry’i orada yalnız bırakmak içime sinmiyor.”
“Ron siz her zaman yanımdaydınız ve 6 senedir her şey olduğundan çok da iyi gidiyor, fazlasıyla iyi.”dedi Harry, yakın arkadaşını rahatlatmaya çalışarak.
“Elbette iyi gidecek. Voldemort artık yok. Haliyle ortalığı karıştıracak ne olabilir ki?” diyerek sözü devralmıştı Hermione ondan.
“Benim kastettiğim, artık Harry bizimle birlikte olmayacak, beraber çalışamayacağız. Yani tanıştığımız günden beri birbirimizden hiç ayrılmadık, Hermione.” dedi Ron, yüzünde bir hüzün dalgasıyla devam ederken:
“Ayrıca Hogwarts sıcak günlerde çimenlerin üstünde beraber oturup akşam güneşini seyredemeyeceğimiz, Quidditch antrenmanları yapamayacağımız ve maçları oynayamayacağımız, her ne kadar çok sıkıcı olsa da derslere giremeyeceğimiz, beraber oturup ders çalışamayacağımız. Evet, hepsi bu.”
“Ah! Ron “diyen bir inleme koyuverdi Hermione. “Bunları sen mi söylüyorsun?”
Bunları söyledikten sonra da Harry’e aldırış etmeden gidip onun dudaklarına bir öpücük kondurmasıyla Ron’un kulaklarına kadar kızarması bir oldu.
“Eh o zaman siz de beni sık sık ziyaret edersiniz” dedi Harry, bu konuyu uzatıp kimseyi daha fazla üzmek istemiyordu.
Birden aklına sabah gelen, sonra düşünmek için odasına bıraktığı mektup geldi.
“Geliyorum şimdi” diyerek diğerlerinin bakışlarına aldırmadan bir koşu odasına gidip mektubu bıraktığı yerden aldı.
“Eee ne düşünüyorsunuz?”
“Yaptığım büyülere bakılırsa hiçbir lanet izi yok, yani bir düşmandan gelme olasılığı düşük.”
“Belki de bir hayranından gelmiştir, Harry. Etrafta bir sürü oldukları kesin.” Dedi Ron yüzünde bir sırıtmayla. Hermione’nin ona gözlerini devirerek bakmasına aldırmadan devam etti. “Hem sana böyle bir şey göndermeye cesaret edeceklerini sanmıyorum. Kendilerini senin gazabından korumaları için bayağı bir çaba harcamak zorunda kalacaklardır.”
Başta ne kadar endişelense de, eşinin sözleri Hermione’yi bile güldürmüştü, ancak ortada hala cevaplanması gereken bir soru vardı.
“Ancak evimi bilen çok az kişi var, Ron. Merakım da bu yüzden. Üstelik bu isimle tanıdığım hiç kimse yok “
“Harry, bence çok kafanı takma, ancak çok hafife de alma. Sonuçta durduk yere kimse kimseye isimsiz, imzasız mektup göndermez. Özellikle de bu kişi senin doğum gününü biliyorsa ve evinin adresini de öğrenmişse, hafife alınmamalı derim ben.” diye konuya yine noktayı koymuştu Hermione. Harry yavaşça başını sallayıp, konuşacak başka bir konu aramaya başlarlarken endişesi artık neredeyse yok olmuştu. Ne de olsa dostları her zaman onunlaydı.
*****************************
Yaşı ilerlemesine rağmen hala dinç olan Hogwarts Müdiresi ayakta durmuş, odasının penceresinden okul arazisinde umarsızca dolaşıp, gün batımını seyreden genç kızı izliyordu. Her zaman ciddi bir ifade olan yüzünü, şu an bir öğrenci ya da öğretmen görse onun düşünceli, biraz da endişeli olduğuna kanaat getirebilirdi. Yavaşça gözlerini odaklarından ayırıp, masanın arkasında bulunan yaşlı büyücünün tablosuna baktı. Kendisini izlediğinden emindi elbette. Daha hiçbir şey söylemeden yaşlı büyücü ondan önce davranmıştı.
“Diğer bütün öğretmenleri ve hatta tabloları bile anlarken sen nasıl oluyor da ona karşı koyamıyorsun Minerva?” dedi tablodaki uzun gümüşi sakalı bedenini kaplayan büyücü.
“Bunun onunla bir ilgisi yok Albus” dedi ayakta dikilmeye devam ederken yaşlı büyücü.
“Şunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki onu bu odada bize getirildiği ilk gün gördüğüm zaman ben bile etkilenmiştim.” dedi beklenmedik bir şekilde yaşlı büyücü mavi gözlerinden birini kırpıp, karşısında ona inanamayan bir ifadeyle kendisini süzen büyücüye bakarak ve devam etti:
“Tıpkı Severus gibi.” dedi yanındaki tabloda rahatsızca kıpırdanan suratsız diğer eski Hogwarts müdürüne anlamlı bir bakış fırlatıp beyaz sakalını birazda muzip bir hareketle sıvazlarken.
“Konunun bu olmadığını elbette biliyorsun, Albus. Beni rahatlatmayı bırak lütfen. Hala düşünüyorum da sence onu buraya getirmekle doğru mu yaptık acaba?” endişeli görünen yüzünü tekrar karşısında duran tablodaki adama yönlendirdi. Tablodaki yaşlı büyücü artık gülmese de ona dönüp cevap verdi:
“Minerva bu okulun müdiresi sensin ve elbette son kararı verecek kişi de sensin. İstersen onu şimdi bu okuldan uzaklaştıracak yetkiye de gene sen sahipsin Sen bana fikrimi sordun. Ben de sadece sana onları sundum.” demişti tablosundaki yaşlı büyücü ciddiyetini takınarak.
“Hayır, Albus. Sen de biliyorsun ki böyle bir düşüncem yok ve senin fikirlerine de her zaman saygım vardır.” dedi yaşlı büyücü, özür diler bir halde tablodakine dönerek.
“Bunun her zaman farkındaydım Minerva. Endişeni de anlıyorum, ancak dünya üzerinde onu korumak için bulunduracak Hogwarts’tan daha güvenli bir yer biliyor musun?” dedi mavi gözleri karşısında duran Hogwarts müdiresine dikili olarak.
“Olmadığı için zaten burada, Albus. Yoksa böyle bir şeyi asla kabul edemezdim.” dedi McGonagall. Tablodaki yaşlı büyücünün tekrar gülümsemesine bir anlam vermeye çalışırken.
“Kabul edeceklerinden emindim.”
“Evet, haklıydın Albus, her zaman olduğu gibi. Geliyorlar.”dedi. Dumbledore halinden memnun bir ifadeyle gülümserken:
“O zaman endişelenmeyi daha sonraya bıraksan iyi olur Minerva.” dedi Dumbledore. “Üstelik bunu ona belli etmesen daha iyi olacak. Çoktan fark etmiş olmalı ve sanırım bu onu ürkütüyor.”
“Albus ben onu korkutuyor muyum? Böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsin?” demişti McGonagall kendisinden beklenmeyecek bir ses tonuyla savunmaya geçmiş, yüzündeki endişeli ifade biraz da kızgın denecek bir ifadeye dönüşmüştü.
“Hayır, hayır Minerva Ben sana korkutuyorsun demedim. Ürküyor dedim Üstelik onun durumunda, aslında yaşamaması gereken olayları görmüş biri için hiç kolay olmayan bir durum. Şimdiye kadar çoktan St Mungo’ya kaldırılması gerekirdi.”
“Biliyorum, Albus. Onu anlamaya çalışıyorum, ancak bu durumda nasıl davranmam gerektiğini artık bilemiyorum.” dedi üzgün bir ifadeyle. Yaşlı büyücü, yaptığı hatanın farkında, diğerinden özür dilercesine ona bakmaya devam etti:
“Bu sefer nasıl bir belanın kapımızda olduğunu bile bilmiyoruz.”dedi sessizce son verdikleri konuşmayı düşünüp tekrar gözlerini aşağıda okula doğru ilerleyen genç kıza yönlendirdi.
**************************************
Yağmurların ıslattığı çimenler ayakları altından ezilip, Şamarcı Söğüt ona yaklaşmaması gerektiğini söylercesine tehlikeli bir şekilde dallarını sallarken onları umursamadan yoluna devam etti. İlk günler her zaman onu bir şekilde korkutmayı başarırdı bu karşısında dikilen binayla ilgili her şey, ama zaman geçtikçe buraya alıştığını fark etmişti. Peeves bile artık onunla uğraşmaktan vazgeçmiş, hatta ona bir seferinde okulun bütün gizli geçitlerinin yerini söylemişti, sanki buna ihtiyacı olacak gibi. Yüzünde düşüncelerinin verdiği o gülümseme ve anlaşılmazlıkla binaya doğru ilerledi.
Gün batıyordu ve onun artık dışarıda olma süresi çoktan dolmuştu. Mutlaka etrafta birisinin onu izlediğinden emindi. Ya Yasak Orman’a gizlenmiş sık ağaçların arasından, ya okulun yüksek pencerelerinin birinden ya da hayaletlerden biri mutlaka onunlaydı. Okul sınırları içinde bile olsa asla dışarı yalnız çıkamıyordu. Sonu gelmeyen yasak listesinin sadece bir maddesiydi bu elbette. Kafasının içinde bunlar dönüp dururken okulun kapısına kadar geldiğini fark etti. Son bir kez gözlerini batmakta olan güneşe çevirip, ortalığı karanlığa gömecek olmasına lanet okudu. Günler bu kadar çabuk geçmek zorunda mıydı? Birkaç haftaya kadar öğrencilerin cıvıltılı sesleriyle dolacak olan Büyük Salon’a bir göz atıp koridor boyunca ilerledi. Odasına giden yolu bulması zor olmayacaktı elbette eskisi kadar. 2 kat çıkıp, bir iki koridor döndükten sonra bir tablonun önünde durdu.
“Hey Merhaba !”
“Merhaba, Muggle.” dedi genç kız tablodaki yakışıklı büyücüye, onun kendini rahat bırakmasını istercesine yüzüne bile bakmadan tabloyu açmasını bekledi. Tablodaki genç büyücü onun halinden anlamış, biraz alınmış, biraz üzülmüş bir halde savrulup açılırken “Eğer istersen bir ara yanına uğrayabilirim.” dedi. Genç kız ona cevap vermeden başını sallayıp yavaşça içeriye geçti. Küçük salona göz gezdirdi. Ortalıkta fazla görünmemesi için okul açıldıktan sonra burayı kullanacaktı sık sık. McGonagall onun için özel olarak hazırlanmasını istemişti. Karşı duvardaki pencere araziye bakıyordu. Ne mutlu ki en azından bundan mahrum kalmayacaktı. Karşılıklı kurulmuş 2 bordo renkli koltuk 2 duvar boyunca ilerliyordu. “Sanki buraya misafir davet edeceğim.” diye geçirdi içinden. Üstelik McGonagall belki merak eder de okur diye bir kitaplık dolusu kitap getirtmişti onun için. Ancak genç kız bu durumdan memnundu. Nerden bilebilirdi ki yaşlı McGonagall onun bir kitap kurdu olduğunu. Hiç merak etmiş miydi? Yavaşça sağ tarafta yatak odasına açılan kapıya yöneldi. İçerisinin sabah kalkar kalkmaz hizmetinde olan ev cininin düzelttiğinden emindi. Gülümseyerek odaya girdi. Beklediği gibi etraf derli topluydu. Dağınık birisi değildi, ancak bu kadarı da onun için fazla geliyordu. Sağ taraftaki pencere ve onun boyunca uzanan yatağa, sonra da kapının tam karşısında olan banyoya bir göz attı. Ev cini onun emrine uymuş, geri çağırana kadar ortalıktan yok olmuştu. Başka bir çaresi var mıydı? Yavaşça yatağına doğru ilerledi ve kenarına yerleşti. Son bulan bir günü daha anlatmak için elini komodinin üzerinde duran tek arkadaşına doğru uzattı.
(adresi yine veriyorum belki tamamını okumak istersiniz)
“Hogwarts’ta öğretmenlik yapmak mı? Harry, bence bu harika! Küçük yetenekleri yetiştirmek… Bu gerçekten kulağa çok hoş geliyor.” demişti Hermione, yüzünde kocaman bir gülümseme ile. Harry doğru bir karar verip vermediği konusunda hayli düşünceliyken bu sözler yüreğine su serpmişti.
“Teşekkürler Hermione oraya dönmek çok iyi olacak-”
“Hogwarts senin yuvan. Evet biliyoruz Harry. Tekrar tekrar söylemene gerek yok.” demişti Hemione, daha Harry sözünü bitiremeden yüzünde muzip bir gülümsemeyle Harry’nin sesini taklit ederek.
Kararını söyledikten sonra McGonagall oldukça memnun bir şekilde kimseye haber vermeden oradan ayrılmış, diğerlerinin yanına dönen Harry de arkadaşlarına bir işaret edip her şeyi sonra konuşmak üzere kendisi için olan partiye kaldığı yerden katılmıştı.
“Ne oldu Ron, sen pek mutlu olmamış gibisin. Yoksa sen de benim gibi düşünmüyor musun?”
“Hayır elbette bu bence de çok iyi bir fikir Hermione. Yalnız aklıma takılan biz orada olmayacağız. O kadar yıldan sonra Harry’i orada yalnız bırakmak içime sinmiyor.”
“Ron siz her zaman yanımdaydınız ve 6 senedir her şey olduğundan çok da iyi gidiyor, fazlasıyla iyi.”dedi Harry, yakın arkadaşını rahatlatmaya çalışarak.
“Elbette iyi gidecek. Voldemort artık yok. Haliyle ortalığı karıştıracak ne olabilir ki?” diyerek sözü devralmıştı Hermione ondan.
“Benim kastettiğim, artık Harry bizimle birlikte olmayacak, beraber çalışamayacağız. Yani tanıştığımız günden beri birbirimizden hiç ayrılmadık, Hermione.” dedi Ron, yüzünde bir hüzün dalgasıyla devam ederken:
“Ayrıca Hogwarts sıcak günlerde çimenlerin üstünde beraber oturup akşam güneşini seyredemeyeceğimiz, Quidditch antrenmanları yapamayacağımız ve maçları oynayamayacağımız, her ne kadar çok sıkıcı olsa da derslere giremeyeceğimiz, beraber oturup ders çalışamayacağımız. Evet, hepsi bu.”
“Ah! Ron “diyen bir inleme koyuverdi Hermione. “Bunları sen mi söylüyorsun?”
Bunları söyledikten sonra da Harry’e aldırış etmeden gidip onun dudaklarına bir öpücük kondurmasıyla Ron’un kulaklarına kadar kızarması bir oldu.
“Eh o zaman siz de beni sık sık ziyaret edersiniz” dedi Harry, bu konuyu uzatıp kimseyi daha fazla üzmek istemiyordu.
Birden aklına sabah gelen, sonra düşünmek için odasına bıraktığı mektup geldi.
“Geliyorum şimdi” diyerek diğerlerinin bakışlarına aldırmadan bir koşu odasına gidip mektubu bıraktığı yerden aldı.
“Eee ne düşünüyorsunuz?”
“Yaptığım büyülere bakılırsa hiçbir lanet izi yok, yani bir düşmandan gelme olasılığı düşük.”
“Belki de bir hayranından gelmiştir, Harry. Etrafta bir sürü oldukları kesin.” Dedi Ron yüzünde bir sırıtmayla. Hermione’nin ona gözlerini devirerek bakmasına aldırmadan devam etti. “Hem sana böyle bir şey göndermeye cesaret edeceklerini sanmıyorum. Kendilerini senin gazabından korumaları için bayağı bir çaba harcamak zorunda kalacaklardır.”
Başta ne kadar endişelense de, eşinin sözleri Hermione’yi bile güldürmüştü, ancak ortada hala cevaplanması gereken bir soru vardı.
“Ancak evimi bilen çok az kişi var, Ron. Merakım da bu yüzden. Üstelik bu isimle tanıdığım hiç kimse yok “
“Harry, bence çok kafanı takma, ancak çok hafife de alma. Sonuçta durduk yere kimse kimseye isimsiz, imzasız mektup göndermez. Özellikle de bu kişi senin doğum gününü biliyorsa ve evinin adresini de öğrenmişse, hafife alınmamalı derim ben.” diye konuya yine noktayı koymuştu Hermione. Harry yavaşça başını sallayıp, konuşacak başka bir konu aramaya başlarlarken endişesi artık neredeyse yok olmuştu. Ne de olsa dostları her zaman onunlaydı.
*****************************
Yaşı ilerlemesine rağmen hala dinç olan Hogwarts Müdiresi ayakta durmuş, odasının penceresinden okul arazisinde umarsızca dolaşıp, gün batımını seyreden genç kızı izliyordu. Her zaman ciddi bir ifade olan yüzünü, şu an bir öğrenci ya da öğretmen görse onun düşünceli, biraz da endişeli olduğuna kanaat getirebilirdi. Yavaşça gözlerini odaklarından ayırıp, masanın arkasında bulunan yaşlı büyücünün tablosuna baktı. Kendisini izlediğinden emindi elbette. Daha hiçbir şey söylemeden yaşlı büyücü ondan önce davranmıştı.
“Diğer bütün öğretmenleri ve hatta tabloları bile anlarken sen nasıl oluyor da ona karşı koyamıyorsun Minerva?” dedi tablodaki uzun gümüşi sakalı bedenini kaplayan büyücü.
“Bunun onunla bir ilgisi yok Albus” dedi ayakta dikilmeye devam ederken yaşlı büyücü.
“Şunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki onu bu odada bize getirildiği ilk gün gördüğüm zaman ben bile etkilenmiştim.” dedi beklenmedik bir şekilde yaşlı büyücü mavi gözlerinden birini kırpıp, karşısında ona inanamayan bir ifadeyle kendisini süzen büyücüye bakarak ve devam etti:
“Tıpkı Severus gibi.” dedi yanındaki tabloda rahatsızca kıpırdanan suratsız diğer eski Hogwarts müdürüne anlamlı bir bakış fırlatıp beyaz sakalını birazda muzip bir hareketle sıvazlarken.
“Konunun bu olmadığını elbette biliyorsun, Albus. Beni rahatlatmayı bırak lütfen. Hala düşünüyorum da sence onu buraya getirmekle doğru mu yaptık acaba?” endişeli görünen yüzünü tekrar karşısında duran tablodaki adama yönlendirdi. Tablodaki yaşlı büyücü artık gülmese de ona dönüp cevap verdi:
“Minerva bu okulun müdiresi sensin ve elbette son kararı verecek kişi de sensin. İstersen onu şimdi bu okuldan uzaklaştıracak yetkiye de gene sen sahipsin Sen bana fikrimi sordun. Ben de sadece sana onları sundum.” demişti tablosundaki yaşlı büyücü ciddiyetini takınarak.
“Hayır, Albus. Sen de biliyorsun ki böyle bir düşüncem yok ve senin fikirlerine de her zaman saygım vardır.” dedi yaşlı büyücü, özür diler bir halde tablodakine dönerek.
“Bunun her zaman farkındaydım Minerva. Endişeni de anlıyorum, ancak dünya üzerinde onu korumak için bulunduracak Hogwarts’tan daha güvenli bir yer biliyor musun?” dedi mavi gözleri karşısında duran Hogwarts müdiresine dikili olarak.
“Olmadığı için zaten burada, Albus. Yoksa böyle bir şeyi asla kabul edemezdim.” dedi McGonagall. Tablodaki yaşlı büyücünün tekrar gülümsemesine bir anlam vermeye çalışırken.
“Kabul edeceklerinden emindim.”
“Evet, haklıydın Albus, her zaman olduğu gibi. Geliyorlar.”dedi. Dumbledore halinden memnun bir ifadeyle gülümserken:
“O zaman endişelenmeyi daha sonraya bıraksan iyi olur Minerva.” dedi Dumbledore. “Üstelik bunu ona belli etmesen daha iyi olacak. Çoktan fark etmiş olmalı ve sanırım bu onu ürkütüyor.”
“Albus ben onu korkutuyor muyum? Böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsin?” demişti McGonagall kendisinden beklenmeyecek bir ses tonuyla savunmaya geçmiş, yüzündeki endişeli ifade biraz da kızgın denecek bir ifadeye dönüşmüştü.
“Hayır, hayır Minerva Ben sana korkutuyorsun demedim. Ürküyor dedim Üstelik onun durumunda, aslında yaşamaması gereken olayları görmüş biri için hiç kolay olmayan bir durum. Şimdiye kadar çoktan St Mungo’ya kaldırılması gerekirdi.”
“Biliyorum, Albus. Onu anlamaya çalışıyorum, ancak bu durumda nasıl davranmam gerektiğini artık bilemiyorum.” dedi üzgün bir ifadeyle. Yaşlı büyücü, yaptığı hatanın farkında, diğerinden özür dilercesine ona bakmaya devam etti:
“Bu sefer nasıl bir belanın kapımızda olduğunu bile bilmiyoruz.”dedi sessizce son verdikleri konuşmayı düşünüp tekrar gözlerini aşağıda okula doğru ilerleyen genç kıza yönlendirdi.
**************************************
Yağmurların ıslattığı çimenler ayakları altından ezilip, Şamarcı Söğüt ona yaklaşmaması gerektiğini söylercesine tehlikeli bir şekilde dallarını sallarken onları umursamadan yoluna devam etti. İlk günler her zaman onu bir şekilde korkutmayı başarırdı bu karşısında dikilen binayla ilgili her şey, ama zaman geçtikçe buraya alıştığını fark etmişti. Peeves bile artık onunla uğraşmaktan vazgeçmiş, hatta ona bir seferinde okulun bütün gizli geçitlerinin yerini söylemişti, sanki buna ihtiyacı olacak gibi. Yüzünde düşüncelerinin verdiği o gülümseme ve anlaşılmazlıkla binaya doğru ilerledi.
Gün batıyordu ve onun artık dışarıda olma süresi çoktan dolmuştu. Mutlaka etrafta birisinin onu izlediğinden emindi. Ya Yasak Orman’a gizlenmiş sık ağaçların arasından, ya okulun yüksek pencerelerinin birinden ya da hayaletlerden biri mutlaka onunlaydı. Okul sınırları içinde bile olsa asla dışarı yalnız çıkamıyordu. Sonu gelmeyen yasak listesinin sadece bir maddesiydi bu elbette. Kafasının içinde bunlar dönüp dururken okulun kapısına kadar geldiğini fark etti. Son bir kez gözlerini batmakta olan güneşe çevirip, ortalığı karanlığa gömecek olmasına lanet okudu. Günler bu kadar çabuk geçmek zorunda mıydı? Birkaç haftaya kadar öğrencilerin cıvıltılı sesleriyle dolacak olan Büyük Salon’a bir göz atıp koridor boyunca ilerledi. Odasına giden yolu bulması zor olmayacaktı elbette eskisi kadar. 2 kat çıkıp, bir iki koridor döndükten sonra bir tablonun önünde durdu.
“Hey Merhaba !”
“Merhaba, Muggle.” dedi genç kız tablodaki yakışıklı büyücüye, onun kendini rahat bırakmasını istercesine yüzüne bile bakmadan tabloyu açmasını bekledi. Tablodaki genç büyücü onun halinden anlamış, biraz alınmış, biraz üzülmüş bir halde savrulup açılırken “Eğer istersen bir ara yanına uğrayabilirim.” dedi. Genç kız ona cevap vermeden başını sallayıp yavaşça içeriye geçti. Küçük salona göz gezdirdi. Ortalıkta fazla görünmemesi için okul açıldıktan sonra burayı kullanacaktı sık sık. McGonagall onun için özel olarak hazırlanmasını istemişti. Karşı duvardaki pencere araziye bakıyordu. Ne mutlu ki en azından bundan mahrum kalmayacaktı. Karşılıklı kurulmuş 2 bordo renkli koltuk 2 duvar boyunca ilerliyordu. “Sanki buraya misafir davet edeceğim.” diye geçirdi içinden. Üstelik McGonagall belki merak eder de okur diye bir kitaplık dolusu kitap getirtmişti onun için. Ancak genç kız bu durumdan memnundu. Nerden bilebilirdi ki yaşlı McGonagall onun bir kitap kurdu olduğunu. Hiç merak etmiş miydi? Yavaşça sağ tarafta yatak odasına açılan kapıya yöneldi. İçerisinin sabah kalkar kalkmaz hizmetinde olan ev cininin düzelttiğinden emindi. Gülümseyerek odaya girdi. Beklediği gibi etraf derli topluydu. Dağınık birisi değildi, ancak bu kadarı da onun için fazla geliyordu. Sağ taraftaki pencere ve onun boyunca uzanan yatağa, sonra da kapının tam karşısında olan banyoya bir göz attı. Ev cini onun emrine uymuş, geri çağırana kadar ortalıktan yok olmuştu. Başka bir çaresi var mıydı? Yavaşça yatağına doğru ilerledi ve kenarına yerleşti. Son bulan bir günü daha anlatmak için elini komodinin üzerinde duran tek arkadaşına doğru uzattı.
(adresi yine veriyorum belki tamamını okumak istersiniz)
_________________

kendi yapımım (ç)almayın EMEĞE SAYGI
Bi Bak Noolduunu Annarsın

SIRIUSBLACK- moderatör

-
Mesaj Sayısı: 836
Yaş: 16
Nerden: BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Kayıt tarihi: 26/07/08

Similar topics» Harry Potter ve Melez Prens - Harry Potter and the Half-Blood Prince (2009 ) -DVDr
» Harry Potter İmza Avatar
» ANAHTAR
» Tarkan - Kayıp
» HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
» Harry Potter İmza Avatar
» ANAHTAR
» Tarkan - Kayıp
» HARRY POTTER VE KAYIP ANAHTAR (+10)
1 sayfadaki 1 sayfası
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Anasayfa
» Kansas city dating. Beautiful russian girls.
» Northrup Medicine Lincoln Ne
» Blu-ray to iPad Ripper lift Blu ray DVD movies exchange for iPad
» vegetarian flaxseed oil capsules
» Cost-Effective Disease Prevention Starts In Wildlife Markets
» On Of Ekg Caffeine Effects
» Wellnigh as chintzy as download
» fatty acids supplements